13
Eki

Ankara’nın göbeğinde, iki canlı bomba ve şu ana kadar 95 ölüm, 246 yaralı… Kim tarafından, kimlere karşı yapılırsa yapılsın, vahşice ve kahbece işlenmiş toplu bir katliamdır. Cumhuriyet tarihinin bu en kanlı, vahşice terör eylemini gerçekleştiren gözü dönmüş canilerin işlediği insanlık suçuna karşı aynı gür sesle tepki konulmalıdır.

Güvenlik ve istihbarat zafiyeti:

Güvenlik zafiyeti, istihbarat zafiyeti var mıdır? İçişleri Bakanı Selami Altınok,"Güvenlik açığıyla ilgili hiçbir şey söz konusu değildir. Miting Sıhhiye meydanındadır. Miting alanı etrafı bariyerlenmiştir ve miting alanına girişlerde arama yapılacaktır. Miting alanı dışındaki herhangi bir alanda insanların farklı illerden gelip ordan miting alanına yürüme anında meydana gelmiştir. Ona rağmen Ankara Valiliğimiz, Ankara Emniyetimiz mekân ve zemin aramalarını yapmıştır. Orada görevlilerimiz vardır. Mitingle alakalı güvenlik zafiyeti olduğunu düşünmüyorum." diye yanıt veriyor. Mübarek sanki Türkiye’nin İçişleri bakanı değil de, miting alanının güvenlik sorumlusu. Neymiş efendim, bu kanlı terör eylemi, miting alanının biraz ötesinde, toplanma bölgesinde gerçekleşmiş. Miting yapılacak bölgenin hemen ötesinden Sağlık Bakanı veya başka bir bakanlık mı sorumlu? Türkiye’de sanki “istifa müessesi” anayasa ile yasaklanmış. Bu eylemler hangi demokratik ülkede olsa o ülkenin, güvenlikten sorumlu bakanı ve istihbarat başkanı istifa ederdi. Bundan sonra mitinge gidecekler, helikopter ile miting alanına doğrudan iniş yapsınlar çünkü İçişleri bakanının ifadelerinden anlıyoruz ki miting alanları güvenli bölge ancak miting alanının etrafı pek de güvenli değil.

HDP’nin tahrik, nefret dili devam ediyor:

Evet, güvenlik zafiyeti olduğu görülüyor, kanunlarda da zafiyet var ki, bu tür terör eylemlerinin yanında duranlar, destekleyenler, milletvekili olarak dokunulmaz konumdalar. Dün, Abdullah Öcalan’ın Suriye’deki PKK kamplarında söyleyemediğini, bugün Demirtaş, milletvekili olarak Türkiye’de söyleyebiliyor. Gerçekten, gerek bu tür terör eylemlerinin ve Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyenlerin yanında olanları cezalandırmak mümkün değil mi? Türkiye bu kadar savunmasız mı?

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın danışmanı olduğu söylenen DR. Berday Twitter hesabından, patlamadan 9 saat önce; “Bomba Ankara’da patlayacak” mesajını paylaşıyor.

PKK yöneticisi, Murat Karayılan 12 gün önce; “Metopollere saldırırız” açıklamasını yapıyordu.
GENAR Araştırma Başkanı İhsan Aktaş “Diyarbakır’daki saldırıdan sonra HDP’nin oyu 3 puan arttı. Bunu HDP’li Altan Tan da itiraf etti. Katil arayan PKK’ya baksın. Bu saldırının arkasından iktidarı sorumlu tutmak PKK’nın algı operasyonuna hizmet etmektir” dedi.

Ve bugün, Selahattin Demirtaş Türkiye Cumhuriyeti Devletine kin kusuyor, Türkiye’ye nasıl düşman olduğunu, nasıl nefret ettiğini haykırıyor. Demirtaş; “Devletimiz tarafından halkımıza yapılmış bir saldırıdır" diyebiliyor.

O Demirtaş ki, Devletin PKK terör örgütüne karşı yaptığı operasyonlardan rahatsız olup, devletin silahlarını bırakmasını, barış yapılmasını istiyordu.

Bu Kanlı Terör Eylemi, Türkiye’ye karşı yapılmıştır:

Elbette bu kanlı terör eylemi Türkiye’ye karşı yapılmıştır. Terörü gerçekleştirenlerin, ölenlerin kimliği ile ilgilendiklerini sanmıyorum. Ancak Türkiye’de kargaşa meydana getirmek ve Türkiye’yi zafiyete uğratmak isteyen, iç-dış düşman güçlerin yapabileceği eylemlerdir. PKK da yapmış olsa, IŞİD’de yapmış olsa netice değişmez. Her ikisi de, Amerika’nın Avrupa ve İsrail’in kullandığı taşeron terör örgütleridir. Bu durum tam da, Müslümanı, Müslümana kırdırma projesidir. Yani inanıyor musunuz, ABD’lerinin, gücünün IŞİD’e yetmediğine? Önce IŞİD’i kurduracaksın, sonra da IŞİD’i bahane ederek Müslüman ülkeleri atış poligonuna çevireceksin. Üstelik hedefler de canlı olacak, oluk oluk Müslüman kanı akacak. Ne âlâ dünyada yaşıyoruz. 'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Gün, Birlik Olma günüdür…

Biliyoruz, 1 Kasım’da seçim var. Bizim dileğimiz kim kazanırsa kazansın ama Türkiye ve Türk Milleti kaybetmesin. Salt, seçim kazanma ve oy devşirme gayesiyle hareket edenler bir gün kaybetmeye mahkûm olacaklardır. Terör eylemlerinin kimin nerede canını alacağını da bilemiyoruz. Gün, birlik olma günüdür. Bu günlerde; devletin, milletin yanında olmak gerekir. Başbakan’ın, “görüşelim” çağrısına, Devlet Bahçeli’nin “hayır” cevabı vermesini de anlamıyorum. Sayın Bahçeli’nin, teröre karşı çözüm önerilerini Başbakana iletmesinin ne mahsuru olabilir ki?

Köşe Yazarları