Çok gecikmiş olsa da, yasamanın son yıllarda aldığı en hayırlı karar, “dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır.” Şahsen benim kanıma dokunuyor. Dağda-bayırda, haince; asker ve polislerimizi şehit et-ettir, PKK’ya yardım ve yataklık et, Türk Milletine ihanet etmenin her yolunu dene, Yahudi’siyle, Ermeni’siyle, Alman’ı, Amerikalısı, Rus’u ile gizli-açık ihanet planları yap, sonra da TBMM’de milletin vekili ol.

Milletvekili; Yüce Türk Milleti adına; Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyan; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalan; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmadan, can siperhane hizmet eden, kendini; vatana, millete adayan kişi demektir.

Bu nedenledir ki; milletvekillerinin toplumda ve devlet hiyerarşisinde önemli bir yeri vardır. Ve yine bu nedenledir ki; resmi protokol ve meclise giriş-çıkışta, asker ve polislerimiz milletvekillerine selam verir, saygı gösterir. O polis ve askerler kimler biliyor musunuz? Haince pusuya düşürerek, şehit ettiğiniz-ettirdiğiniz, polis ve askerlerimizin kardeşleridir.

Evet, kanıma dokunuyor, kardeşlerimi şehit eden-ettirenlere; saygı duymak, selam vermek çok ağrıma gidiyor. Şehit ailelerimizden de toplanan vergilerle, bu hainler lüks içerisinde yaşasın, çocuklarını özel kolejlerde okutsun, Allah(cc)’tan reva mı? Dünyada böyle bir ülke var mı, kendi hain ve bölücülerine lüks hayat yaşatan? Bu nedenle, geç de olsa Türkiye Büyük Millet Meclisinde; AKP ve MHP’li vekillerin oyları ile dokunulmazlıkların kaldırılması kararını alkışlıyorum. Ancak bu yetmez, dokunulmazlıkları bulunmayan, belediye başkanlığı koltuklarını işgal eden hainler için de bir şeyler yapılmalı.

CHP’liler bir daha; “Biz Atatürk’ün Partisiyiz” demesinler

CHP’liler, dokunulmazlıkların kaldırılması oylamasında hayır oyu kullanarak; “dokunulmazlıklar kaldırılmasın, PKK destekçisi hainler yargılanmasın, ihanet ve bölücülüklerine devam etsinler” demek istediler.

Evet, son tur oylamada, Kılıçtaroğlu’nun talimatıyla bir kısım CHP’li milletvekili evet oyu kullandı. Kullanmasalardı, dokunulmazlıkların kaldırılması teklifi referanduma gidecekti ve muhtemelen de yüzde 80’in üzerinde “Evet” oyu çıkacaktı. Son turda, CHP rezil olmaktan korktuğu için, referandum riskine girmedi.

Kılıçtaroğlu, CHP’ye genel başkan olduğu günden beri, milletvekilliği dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde propaganda yaparak bugünlere geldi. Şimdi, bu kadar çelişki akıllara zarar değil mi?
CHP haklı olarak; “kürsü dokunulmazlığı hariç, tüm dokunulmazlıklar kaldırılsın, hırsızlık ve yolsuzluk yapanlar yargılansın” diyordu. CHP’ye göre yolsuzluk yapanlar yargılansın ama hainlik yapanlar, ülkeyi bölmek isteyenler, teröre destek verenler yargılanmasınlar mı?

Her yeri geldiğinde; “Biz Atatürk’ün partisiyiz” diyorlar ya, gerçekten siz Atatürk’ü ne kadar tanıyorsunuz dönüp bakın icraatlarına…. Siz; İsmet İnönü, hatta Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’ın CHP’si bile değilsiniz.
Atatürk’ün, 18 büyük savaştan çıktıktan sonra, yoksul ve perişan haldeki, nüfusu 8 milyon civarında olan Türkiye ile 24 büyük isyanı nasıl bastırdığını bilmiyorsanız öğrenin.

Atatürk’ün, tüm isyancılarla ve hainlerle nasıl mücadele ettiği, kendisinden sonra gelen-gelecek tüm devlet adamlarına örnek olmalıydı. Hadi, AKP’lilerin Atatürk’e karşı karmaşık duyguları vardı, peki ya siz ne zamandan beri Atatürk ile taban tabana zıt düşmeye başladınız?

Zaten son dönemde; parti sözcüleriniz ve hatta bazı genel başkan yardımcılarınızın söylem ve eylemleri ile hiç de HDP’li vekilleri aratmadığınızı görüyorduk. Yani bu kararınız hiç de şaşırtıcı olmadı. Ama artık lütfen, Atatürk’ün adını ağzınıza almayın.

CHP bir de şunu yapmalı; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “diktatör” demekten vazgeçmeli ancak; “bizi 75 yıl öncesi, İsmet İnönü’nün Şeflik Dönemine götürmek istiyorsunuz” demeli. Gocunmanıza hiç gerek yok. Atatürk’ün CHP’si ile İnönü’nün CHP’nin icraatları neredeyse taban tabana zıttır. Sizin CHP’niz de daha bir başkadır.

Mesela; Atatürk’ün CHP’si milliyetçi ve Türkçüdür, İnönü’nün CHP’si ise milliyetçi Türkçüleri, tabutluklarda görülmemiş işkencelere tabi tutandır.

Yani demem o ki; “Şeflik Döneminde CHP iktidardaydı, bu nedenle biz, şeflik sistemini eleştiremeyiz” kompleksine girmeyin.

Umarım, yargı aşaması sulandırılmaz.

Meclisin kararı, cumhurbaşkanı tarafından onaylandıktan sonra, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girecektir. Sonrasında yargı süreci başlıyor ki, asıl herkesin niyetini orada göreceğiz. Meclisteki oylamanın, propaganda amaçlı bir gösteri olup olmadığını, kimin ne kadar samimi ve vatansever olduğunu anlayacağız.
Yargı aşmasından çok ciddi endişelerim var. Acaba, AKP ve Hükümeti; “Biz hainlerin dokunulmazlıklarını kaldırdık ve olayı yargıya intikal ettirdik. Yargı bağımsız!, biz ne yapalım?” söylemi içerisine girer mi? Politikacılarda genelde şöyle bir psikoloji var; “ey millet gardını al, seni kandırmak için her yolu deneyeceğim.”

Bakın, HDP’li Sırrı Süreyya Önder mecliste açıklama yapıyor; "Sayın Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan'dı. Beni aradı. ' Kandil'e gittiniz, ne oldu?' dedi. Bunun devamını mahkemelerde söyleyeceğiz" Sırrı Süreyya’nın söylemek istediği çok net; “Biz hainlik yaptıysak, teröre destek verdiysek, bunu kapalı kapılar ardında hükümet ile birlikte yaptık. Eğer bizi yargının elinden almaz iseniz, bizde bu işbirliğini mahkemede anlatırız, siz de yanarsınız” demek istiyor. Mahkemelerde neler olacak, hep birlikte göreceğiz

Şimdi görev yargınındır. Yargı mensupları; ne kadar vatansever, cesur ve bağımsız karar alabileceklerini göstermelidir. Elbette, her ne şartta olursa olsun, hukuk ve adaletten asla taviz verilmemelidir. Zaten; ihanet ve bölücülükleri ile terörü azmettirenlerin suçları sarihtir. Ancak yine de; hukuk ve adalet Türk Devletinin birinci sıradan kızıl elması olmalıdır. Ülkemizi bölüp parçalamaya çalışanlar için dahi bu böyledir.

Adil yargılama yapılmalı ve hukuka bağlı kalınmalıdır ancak; bayrağını, vatanını, milletini, devletini seven hiç kimse de, hainlik ve bölücülüğün basit bir suçmuş gibi gösterilmesine tahammül edemez.

Demokrasi söyleminden nefret ediyorum

Kimse yanlış anlamasın, elbette bugüne kadar bulunan en iyi sistem demokrasidir. Türkiye’nin sözde değil, özde demokrasi ile idare edilmesinden yanayız. Ancak demokrasi söylemleri ile bu ülkeye, millete kurulan tuzakların haddi hesabı yoktur.

Türkiye’nin başına; ne bela geliyorsa, ne ihanet geliyorsa, ne kötülük geliyorsa, demokrasi kılıfıyla geliyor. Açıklamalar gelmeye başladı bile, buyurun: ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM'de dokunulmazlık teklifinin 374 oyla kabul edilmesini "Türkiye demokrasisinin kalitesini aşındırabilir. Endişe ediyoruz" şeklinde yorumladı.

Alman politikacılardan aynı yönde açıklamalar geldi.

PKK terör örgütünün arkasında hangi ülkeler var ise, bu taşeron terör örgütünü hangi ülkeler kullanıyorsa, besliyorsa hepsi de teker teker; “Türkiye’de demokrasi elden gidiyor” açıklamasını yapacaktırlar.
Ancak ne gariptir ki darbe süreçlerinde, batılı ülkelerden; “demokrasi elden gidiyor” açıklamalarını duymuyoruz.

İçimizdeki hainleri demokrasi adına besliyoruz.

Aslında, Türkiye’de demokrasi varmış gibi davranmanın da mantığını anlamıyorum. Bırakın Türkiye’yi, partilerin işleyişine bakın, hangisi demokrasi ilkeleri ile faaliyetlerini sürdürüyor?

Yakında HDP’lilerin şovu başlar

HDP eş genel başkanı Demirtaş açıklamayı yaptı bile; "Hiçbir arkadaşımız ifade vermek üzere mahkeme ve savcılıkların davetine gönüllü gitmeyecekler.” “Tıpış tıpış kendi ayağımızla gitmeyeceğiz. Ya tutuklama, ya yakalama, ya da zorla getirilme. Bunun dışından sarayın yargısı önünde yargılama var gibi hareket etmeyeceğiz.” Yani şov başlıyor

Diğer taraftan da HDP’li vekiller, uşaklığını yaptıkları Avrupa ülkelerine gitmeye başladılar. Türkiye’yi şikâyet edecekler. Bir de kollarına kelepçe takıldı mı görün gürültüyü.

Türkiye; gayrı daha dirayetli olmalı, düşmanca davranan ülkelerin gölgesinden dahi korkar olmaktan uzaklaşmalıdır. Evet, Avrupa’dan müfettişlerin biri gelip-biri gidecek, bunlara pabuç bırakılmamalı. Türkiye SEVR Antlaşması şartlarında değildir, değil mi?

AKP’yi elbette eleştiriyoruz, eleştireceğiz… Ancak yapılan doğru işleri de alkışlarız:

AKP’yi eleştiriyoruz, eleştirmeye de devam edeceğiz. Kendi perspektifimizden; ülke ve milletimiz yararına düşüncelerimizi söyleyeceğiz. Çözüm sürecine giderken, zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; “gerekirse baldıran zehrini içeriz” diyordu. Biz o zaman; “çözüm süreci bu ülkeyi felakete götürür, dış düşmanların taşeronu bir terör örgütü ve onun ceza evindeki katil başkanı Apo ile masaya oturmak, pazarlık yapmak büyük faciadır” diyerek bu konudaki bakış açımızı ortaya koyduk. Ancak o zaman Sayın Erdoğan’ın etrafındaki kimi dalkavuk, kimi hainler kendisini ikna ettiler-kandırdılar. Tıpkı Paralel yapıda olduğu gibi. Keşke haklı çıkmasaydık. Bugün baldıran zehrini gencecik vatan evlatları içiyor maalesef.

Ancak bir seneye yakın bir zamandır, terör örgütü ile ciddi bir mücadele sürdürülüyor. O günün başbakanı Erdoğan, bugün cumhurbaşkanı ve her seferinde; gerek çözüm sürecinde terör örgütü ile alakalı, gerekse de Paralel yapıyla ilgili ihanete uğradıklarını, kandırıldıklarını ifade ediyor. Hatadan dönmek de bir erdemdir. Terörle mücadelenin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz ve bu hususta hükümetin yaptıklarını da onaylıyoruz. CHP gibi hükümetin her yaptığına da itiraz edecek değiliz.

Sınır kapılarını tutun, hainler kaçıyor…

Emniyetin ve yargının uzun süreli çalışmaları, en nihayetinde TBMM’nin aylar süren çabaları, AKP ve MHP’nin dirayetli duruşu sonucu hainlerin yargılanmasının önü açıldı. Gerekli tedbirler ciddiyetle alınmadığı takdirde, bir bakarsınız ki birçoğu, uşaklığını yaptığı ülkelerin kucağında soluğu almış olurlar. İhanetlerine de kaldıkları yerden devam ederler. Bunun için lütfen biraz daha ciddiyet….

Soğuk savaş dönemi ve öncesinde, genel olarak; zor ve şiddet kullanarak, kurulu düzeni bozmak, işlemez hale getirmek, sosyal ve psikolojik kargaşa ortamı oluşturmak suretiyle belirli siyasal ve ideolojik hedeflere ulaşmayı amaçlayan terörün bugün için ortak bir tanımı dahi yoktur. Hollandalı siyaset bilimci Alex P.Schmid 1936 ile 1981 yıllar arasında terörizmin 109 ayrı tanımının yapıldığından bahsetmesine rağmen, dünya ülkelerinin kullandığı ortak bir tanımdan bahsetmek mümkün değil.

Devamını oku...

13
Eki

Ankara’nın göbeğinde, iki canlı bomba ve şu ana kadar 95 ölüm, 246 yaralı… Kim tarafından, kimlere karşı yapılırsa yapılsın, vahşice ve kahbece işlenmiş toplu bir katliamdır. Cumhuriyet tarihinin bu en kanlı, vahşice terör eylemini gerçekleştiren gözü dönmüş canilerin işlediği insanlık suçuna karşı aynı gür sesle tepki konulmalıdır.

Devamını oku...

Köşe Yazarları