Nerdeyse son 15 yılın tamamı onunla birlikte geçti. Önce şiirlerine âşık olmuştum. 1995 yılında kendisini tanıdıktan sonra, bu muhteşem adamın bu kadar sade ve mütevazı hayatı beni fazlasıyla etkiledi. 1998 yılından sonra da yanından hiç ayrılmadım. 2001 yılından itibaren de evlerimiz komşu denecek kadar yakındı. Abdurrahim ağabey canı sıkıldığında beni arar; “hadi gel çay demliyorum” derdi. Bir yere gideceği zaman mutlaka beni çağırırdı. Hatta o kadar ki, Brüksel’deki Türk derneklerinden bir davet almıştı; “gelirim ama Mustafa Toygar’da yanımda olacak” şartını koymuştu. Biletlerimiz de gelmişti ama o aralar yine Abdurrahim ağabeyin romatoit artrit rahatsızlığı dolayısıyla gidememiştik.

Devamını oku...

Kaht-ı Rical kısaca; Devlet adamı yoksunluğu, devlet adamı kıtlığı ya da bir ülkede, büyük devlet ve siyaset adamları ile âlimlerin bulunmaması, yetişmemesi şeklinde tanımlanabilir. Osmanlı Devleti’nde 18 nci asır başlarında konuşulmaya başlanan, “kaht-ı rical” deyimi, ancak, Tanzimat’ın büyük devlet adamlarından sonra yaygın olarak tartışılmaya başlanmıştır. özellikle Tanzimat’tan sonra “Kaht-ı Rical” tabiri sıkça kullanılması biraz da çaresizlik ve ümitsizliğin ifadesidir. Osmanlı Devletinin yıkılışıyla beraber, pek çok tarihçi, bilim ve siyaset adamı; “Devlet adamlarının yetişmemesi, âlimlerin çok azalması, devletin yıkılış sebeplerinden en önemli olanıdır.” şeklinde açıklama yapmışlardır.

Devamını oku...

Köşe Yazarları