"15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı" gibi bir varsayım asla "Teyzemin bıyığı olsa dayım olurdu" gibi bir varsayım değildir. Bir parayı attığınızda yazı da gelebilir tura da. İşte bu darbe de pek âlâ başarılı da olabilirdi. Şunu da hemen başta belirteyim ki, girişim başarılı olsaydı, Devlete Fethullahçıların tamamen hakim olması söz konusu bile olamazdı. Bu darbe girişimi başarılı olsaydı FÖTÖ'cüler muhtemelen 1960 Darbesinden sonra Alpaslan Türkeş ve arkadaşlarının tasfiye edildiği gibi tasfiye edilirlerdi. Bu darbe başarılı olsaydı; devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti, Başkent Ankara olarak kalır, darbeyi yapanlar da Atatürk milliyetçiliğini överler, NATO'da kalacağımızı, Avrupa Birliği'ni hedeflediğimizi, ABD'nin stratejik ortağımız olduğunu falan da söylerlerdi. Devlet memurlarının kahir ekseriyeti görevine devam eder, mala-mülke el koyma çok nadir olur ama sınırlı bazı kişiler hakkında yolsuzluk soruşturması açılırdı elbette. Dilim söylemeye varmıyor ama darbeciler, Tayyip Erdoğan'ın, bırakın kendisini, çocuklarını, torunlarını bile öldürürlerdi. Abdullah Gül ve Bülent Arınç muhtemelen tutuklanmazlardı bile. Ak Parti kapatılır ama diğer partilere muhtemelen hiç dokunulmazdı. Çok sayıda Tayyip Erdoğan muhibbi gazeteci de hapse atılırdı kuşkusuz. Darbeden sonra ipi ele geçirenler kim olurlarsa olsunlar, darbe yapanların ilk söyleyecekleri şeylerden biri de muhtemelen "Türkiye'yi asla böldürmeyiz" lafı olur ve PKK'ya karşı silahlı mücadele de devam ederdi. Muhtemelen Fethullah Gülen ABD'de kalırdı. Elhasıl 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı ülkeye vereceği zarar 1960 darbesinin verdiği zarardan daha fazla olacak değildi.

Şimdi şu yukarda söylediklerimi okuyanların yaklaşık yarısı "Netice böyle olacak idiyse keşke biz de destek verseydik de darbe başarılı olsaydı" diyeceklerdir. Hatta darbeyi önleyenin yalnızca Ak Parti olmadığını, darbe girişimi karşısında kendilerinin de kaya gibi durduğunu iddia eden muhalif siyasi partilerin taraftarlarının hemen hepsi de, adım kadar eminim, ""Netice böyle olacak idiyse keşke de darbe başarılı olsaydı" diyeceklerdir. İsmini ben söylemeyim ama herkes zaten bilir, muhalefetin kahir ekseriyetini temsil eden iki parti darbelere değil, yanlış taraftan gelecek bir darbeye karşıdırlar. Andy-Ar Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin sahibi Faruk Acar, bu iki partiden büyükçe olanının taraftarlarının önce darbeye taraftar olduklarını, darbecilerin renginin belli olmasından ve başarılı olamayacaklarının da büyük ölçüde anlaşılmasından sonra yön değiştirdiklerini zaten tespit etti. Darbe olsaydı yıldızı parlayacak MHP'li asla Devlet Bahçeli olmayacaktı. Ha, "Yıldızı parlayan MHP'li Meral Akşener olacaktı" demiyorum ama Devlet Bahçeli'nin algılaması kesinlikle böyleydi. Eh, bu böyle ise Devlet Bahçeli'nin de darbe karşısında sapasağlam durmasının asıl sebebinin ne olduğu herhalde daha iyi anlaşılacaktır. Siyasette en temel şey "Bana değmeyen yılan bin yaşasın" ve "Bir şey benim menfaatime neticelenecekse başımın tacı" anlayışıdır. Türkiye'de darbelere karşı olmanın ve taraftar olmanın temeli, bırakın imani ve ahlaki olmayı, asla ilkesel bile değildir. Türkiye'de darbelerden nefret edenler, darbelerden asla kazançlı çıkmayacak olanlar ve taraftar olanlar da, sandıktan iktidar olarak çıkma umudu olmayanlardır. Sandıktan çıkma umudu olmayan bir ana muhalefet olduğu sürece bu ülkede tehlikeli derecede bir darbe taraftarlığı asla ortadan kaldırılamaz. Bu ülkede ana muhalefet partisini yakın zamanda sandıktan umutlu hale getirmek çok zor görünmektedir. Yapılacak yegane şey, muhalif gruplarından ehliyetli ve namuslu olanların iktidar nimetlerinden hemen hemen eşit derecede istifade etmelerini sağlamaktır. Başkanlık sisteminde muhalif damardan ehliyetli ve namuslu insanları bakan yapmak bile mümkündür. Bazı ülkeler bunu zaten başarıyla yapmaktadırlar. Daha açık söylemek gerekirse, namuslu ve liyakatli muhaliflere hakkını vermek, alçak muhalifleri de baskı altında tutmak kaçınılmazdır. Namuslu ve liyakatli muhaliflerin alçak muhaliflerle dayanışması ortadan kaldırılıp alçak muhalifler yalnız bırakılmadığı sürece alçak muhalifleri baskı altında tutmak imkânsız hale gelir. Namuslu ve liyakatli muhaliflere hakkını vermek hem yararlı hem de ahlaka sonuna kadar uygundur. Şu sıralar buna uygun bir ortam doğmuştur. 15 Temmuz darbe teşebbüsüne karşı dururken muhalefetin, ahlaki bir temele dayanmaktan ziyade, bazen doğru bazen de yanlış bir öngörüyle çıkar temelli hareket ettiklerini söylemenin şu günlerde meydana gelen olumlu ortamı zehirleyebileceği kaygısını elbette ben de taşıyorum. Başta Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız olmak üzere iktidar mevkiinde olan birçok insanın şu günlerde bu gerçeği görmezden gelmelerinde gerçekten çok büyük fayda var ama benim gibi sıradan insanların bu gerçeği dile getirmesinde pek de mahzur yok herhalde.

Köşe Yazarları